COVID-19’a karşı nasıl bir risk yönetimi yapılması gerekiyor?

COVID-19'a karşı nasıl bir risk yönetimi yapılması gerekiyor?

Pandemiyi sonlandırmanın tek yolu bir aşının bulunması olsa da sürecin daha kısa sürmesi ve daha az tahribatla atlatılabilmesi yine de önemli ölçüde bizim elimizde, bize bağlı.

Bizim “risk yönetimi” kapasitemizle ilişkili. Risk yönetimi de öncelikle “bulaşmayı azaltmak”tan geçiyor. Bulaşmayı azaltmanın en etkili çaresi olarak da virüs yükü yüksek mekânlardan uzak durmak gösteriliyor. Geçtiğimiz günlerde elime geçen (Kaynak: Texas Medical Association) bir riskmetre sıralamasını editör arkadaşlarla yeniden gözden geçirdik ve sizinle paylaşmaya karar verdik. İşte o mükemmel ve detaylı riskmetre… Lütfen dikkatle inceleyin ve mümkün olduğunca çok insanla paylaşmaya gayret edin.

5f127fff2af1070e1019d17b

 İYİ HABER

AŞI BULUNURSA BU İŞ BİTER

Pandemiden kurtulmanın tek yolu güçlü ve etkili bir aşıyı geliştirmektir. En az 20 farklı merkezde aşı çalışmaları işte bu nedenle inanılmaz bir hız ve gayretle sürdürülüyor. Bana göre de ilk bulgular da umut verici. Ben özellikle Oxford Üniversitesi Jenner Aşı Enstitüsü’ne güveniyor, iyi ve erken haberi bu merkezden bekliyorum. Çünkü ünlü vaksinoloji uzmanı Sarah Gilbert’in açıklamaları oldukça umut verici. Anlaşılan o ki yeni koronavirüsün hücrelerimizi hasta etmesini engelleyebilecek düzeyde güçlü antikor üretebilecek bir aşı yakında elimizde olacak. Yeter ki o aşının ürettireceği antikorların seviyesi yüksek, bedende kalma süresi kâfi derecede uzun olabilsin.

UNUTMAYIN
T HÜCRESİ BAĞIŞIKLIĞI DA ÇOK ÖNEMLİ

Bağışıklık sistemi muazzam ve mükemmel bir organizasyon. Savaşan askerleri “T lenfositlerinin” ve kimyasal silahlar olan “antikorları” üreten hücreler, yani “B lenfositlerinin” inanılmaz bir koordinasyon ve işbirliği içerisinde görev yaptığı harika bir organizasyon. Doğumdan ölüme kadar tıkır tıkır çalışan bu mükemmel organizasyon bizi iç (kanserler) ve dış (virüsler, bakteriler) düşmanlardan koruyor. İşte bu nedenle bağışıklığı sadece “antikor gücü” üzerinden değerlendirmek, bu sistemi sadece “antikor üretimi zayıf” diyerek COVID-19 enfeksiyonuna karşı güçsüzmüş gibi göstermek büyük bir hata olur. Çünkü yukarıda da belirttiğim gibi, bağışıklık ordumuz sadece antikorlardan ibaret değil. En az onlar kadar önemli bir direnç noktasını da savaşçı T lenfositlerinde gelişen hücresel bağışıklık sağlıyor. Kısacası sadece antikorlara değil, T lenfositlerimize de güvenmemiz lazım.

 OKUR SORUSU
COVID-19’DA KOKU DUYUSU NEDEN KAYBOLUYOR

Pandemide birçok kişi virüsle enfekte olduğunu, koku ve tat duygusunu kaybettiğinde fark etti. Koku duyusunun kaybı ise enfekte olmuş hücrelerde gelişen şişme (ödem) ile ilişkiliydi. O ödem burnumuzun koku almasını sağlayan ve “olfaktör yarık” olarak bilinen alanın daralıp tıkanmasına yol açıyordu. Olfaktör yarık tıkanınca koku alma süreçleri bloke oluyor, kokuyu oluşturan kimyasal aromalar beyindeki koku alma merkezine ulaşamıyordu. Ne iyi ki enfeksiyon iyileştikten 2-3 hafta kadar sonra olfaktör kanal (yarık) yeniden açılıyor. Kaybolan koku ve tat duyuları yeniden düzelmeye başlıyor. Düzelme bazı bulgularda 1-1.5 ayı da bulabiliyor. Kısa bir not daha: Bilelim ki esas mesele koku kaybıdır ve tat kaybı, koku kaybının bir neticesidir.

Bir cevap yazın